6 Nisan 2013 Cumartesi

İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ: GERÇEKLERİN IŞIĞINDA İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ

İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ: GERÇEKLERİN IŞIĞINDA İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ: Yazan: Fahrettin ÖZTOPRAK İskilipli Atıf Efendi, 1924 yılında 32 sayfa olarak yayınlamış olduğu “ Frenk Mukallitliği ve Şapka ” kitab...

GERÇEKLERİN IŞIĞINDA İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ


Yazan: Fahrettin ÖZTOPRAK

İskilipli Atıf Efendi, 1924 yılında 32 sayfa olarak yayınlamış olduğu “Frenk Mukallitliği ve Şapka” kitabında “şapkanın taklit olduğunu, taklidinse Şeriat esaslarına uymadığını” belirtiyordu.[1] O bir yıl önce yayınlanmış bu kitabı nedeniyle tutuklanıp İstiklal Mahke­melerinde yargılanmaya başladı. Atıf Efendi, ifadesinde “Özellikle, şapka üzerinde dura­rak onun giymenin küfür olduğu (insanı dinden çıkaran), fakat zorlamayla giymek yanın­da, sıcak ve soğuktan korunmaya yönelik olarak “sıhhi nedenlerle” giyilmesinin insanı küfre götürmeyeceğinden” söz etmesine rağmen o, 4 Şubat 1926’da Ankara’da idam edi­lecektir.[2]
Hürriyet gazetesi yazarlarından Rahmi Turan, Bülent Arınç'a cevap vererek, İskilipli Atıf Efendi’nin idam edilmesinin nedeninin Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı risalesi olmadığını belirtmiş, onun vatan hainliği nedeniyle yargılandığını ve mahkemede İskilipli Atıf Efendi’nin savunma yapmadığını yazmış, onun Teali İslâm Cemiyeti’nin başkanı olduğu gibi, İngiliz mandacılığını savunan İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin üyesi bulunduğunu ifade etmiştir.[3] Peki, Rahmi Turan’ın bu söyledikleri doğru muydu? Yahut İskilipli Atıf Efendi, gerçekten de Frenk Mukallitliği ve Şapka” nedeniyle mi idam edilmişti? Şimdi bunu tarafsız bir gözle, kaynaklara, belgelere, mahkeme zabıtlarına ve 1-3 Şubat 1926 arası savcının iddianamesine ve mahkeme kararına ve gerekçeli karara göre inceleyip, doğrusu ne ise onu belirtelim. Elimde bu hususta 3-4 adet akademik tez ve bilimsel araştırma bile var. Ben de söz konusu araştırmayı yaparken mümkün olduğu kadar tarafsız olup, kaynakların dışına çıkmayacağım. Çünkü yapı itibariyle Mustafa Kemal Atatürk’ü ve cumhuriyeti sevdiğim kadar, yapılan inkılaplara da saygılıyım, ancak Mecelle gibi bir Türk kanunu dururken, yahut yeni Türk kanunları yapmak varken, hukukumuzu tamamen yabancı kanunlarla istila ettirmenin de bir anlamı olmadığını düşünüyorum.


İskilipli Atıf Efendi’nin Yargılanması ve İdamı







a)    Cemiyeti Müderrisin

İslam Teali Cemiyeti adına bir bildiri yayınlanmıştı: Bu bildiride “Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere ‘siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim’ diyerek sıvışıyorlar. Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmıyor. İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır[4] deniyor. Ancak bildiri İslam Teali Cemiyeti değil, “Cemiyeti Müderrisin Beyannamesi” (25 Eylül 1919) adıyla yayınlanmıştı.[5] Çünkü kaynaklarda ve belgelerde bu şekilde geçiyor.

Cemiyeti Müderrisin Kurucuları:

1-      Fatih Dersiamlarından Abdülfettah
2-      Fatih Dersiamlarından Geyveli İbrahim Hakkı
3-      Fatih Dersiamlarından İskilipli Mehmet Atıf
4-      Beyazıt Dersiamlarından Ermenekli Mustafa Safvet

Cemiyeti Müderrisin Yönetim Kurulu:

1-      Başkan: Fatih Dersiamlarından Mustafa Sabri Efendi.
2-      Başkan Yardımcısı: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye İbtida-i Dahil Medresesi genel müdürü İskilipli Mehmet Atıf Efendi.
3-      Katip:  Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye İbtida-i Dahil Medreseleri Osmanlı Edebiyatı Müderrisi Ermenekli Mustafa Safvet Efendi.
4-      Üye: Darü'l-Hikmeti'l-İslamiye üyelerinden Eşref Efendizade Şevketi,
5-      Üye: Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye üyelerinden Said-i Kürdi,
6-      Üye: Fatih Dersiamlarından Düzceli Zahid,
7-      Üye: Darü'l-Hilafeti'l-Aliyye Sahn Medreseleri Fıkıh Müderrislerinden Seydişehirli Hasan Fehmi,
8-      Üye: Darü'l-Hilafeti'l-Aliyye İbtida-i Dâhil Medreseleri Mantık Müderrisi Manisalı Mustafa,
9-      Üye: Fatih Dersiamlarından Asitaneli Hafız Abdullah,
10-  Üye: Dersiamdan Sinoplu Mehmet Emin Efendi’lerdir[6]

Mustafa Sabri Efendi, 4 Mart 1919’da Damat Ferit Kabinesi’nde Şeyhülislam olunca[7] Cemiyeti Müderrisin başkanlığını İskilipli Atıf Efendi’ye bırakmıştı. Ancak zaman zaman üyelerle bir araya gelip onlarla konuşuyordu. Bildiriyi Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’yle birlikte Hürriyet ve İtilâf Fırkası üyesi Ermenekli Mustafa Safvet Efendi’ydi.[8] Cemiyet üyesi Said-i Kürdi de bu bildiriyi hazırlamada bulunmuş olabilir. Çünkü 1918’de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti adına hareket ederek, dönemin hükümetini kuran Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasında yapılan ‘’Özerklik Anlaşması’’nda onun da imzası vardı.[9]

b)    Teali-i İslam Cemiyeti

Teali-i İslam Cemiyeti’nin söz konusu bildiriyle herhangi bir ilgisi yoktu. Çünkü o sırada bu cemiyet daha kurulmamıştı. Bildiri “Cemiyeti Müderrisin” adına yayınlanmıştı ama, bundan İskilipli Atıf Efendi ve arkadaşlarının haberi yoktu. Yayınlanan 26 Eylül beyannamesi, “Cemiyeti Müderrisin”in yönetim kurulu ve başkanlığını oldukça sarsmış, üyelerinin cemiyetten ayrılmasına sebep olmuş, cemiyet ne yapacağını bilemez bir haldeyken, 10 Kasım 1919 tarihli  ve 8171 sayılı İkdam Gazetesi’nde bu cemiyet adına bir genel kurul ilanı yayınlanmıştır. Söz konusu gazeteye ilan olağan genel kurul toplantısı olarak verilmiş, ancak 14 Kasım 1919 tarihli cemiyetin genel kurul toplantısında alınan karara göre, “müderrislerden başka insanları da içeriye alalım, vahdet olsun” teklifinin kabul edilmesiyle, Ankara İstiklal Mahkemeleri Zabıtlarında, sayfa 103-108’da da görüldüğü üzere, söz konusu cemiyet “Teali-i İslam Cemiyeti”ne dönüşmüş, “Cemiyeti Müderrisin”in “Teali-i İslam Cemiyeti” adı altında faaliyetlerine devam edeceği kararı 25 Teşrinisani 1335 tarihli ve 8185 sayılı İkdam gazetesinde yayınlanmıştır.  Bu gazeteye göre yeni cemiyetin yönetim kurulu:

1-      Başkan: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye İbtida-i Dahil Medresesi genel müdürü İskilipli Mehmet Atıf Efendi.
2-      Başkan Yardımcısı: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye Sahn medresesi Arap Edebiyatı Müderrisi Konyalı Abdullah Atıf Efendi.
3-      Katip: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye Süleymâniye Medresesi Dinler Tarihi Müderrisi Bergamalı Mehmet Zeki Efendi
4-      Üye: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye İbtidâ-i Dâhil Medresesi Genel Tarihi Müderrisi Erzincanlı Hasan Fehmi Efendi.
5-      Üye: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye Sahn Medresesi Arap Edebiyatı Müderrisi İstanbullu Şerefeddin Efendi.
6-      Üye: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye İbtida-i Dahil Medresesi İngilizce Müderrisi Manisalı Hayreddin Efendi.
7-      Üye: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye İbtida-i Dahil Medresesi Osmanlı Tarihi Müderrisi Tahirü’l-Mevlevî Bey.
8-      Üye: Nişantaşı Sultânîsi Arapça Muallimi Kayserili Şemseddin Efendi.
9-      Üye: Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye Sahn Medresesi Usûl-ı Fıkıh Müderrisi Seydişehirli Hasan Fehmi Efendi.

Görülüyor ki bu yeni cemiyette eski cemiyetten yalnız İskilipli Atıf Efendi ve Seydişehirli Hasan Fehmi vardı. Said-i Kürdi ve Eşref Efendizade Şevketi “Teali-i İslam Cemiyeti”ne dahil edilmemiştiler. Çünkü 26 Eylül 1919’da yayınlanan bildiriyle bağlantıları vardı. Bu bildiri yüzünden cemiyetin diğer üyeleri ayrılmıştılar. İslam Teali Cemiyeti işi sıkı tutmaya karar vererek, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’yi yakın takibe aldı. Şimdi vereceğimiz Mevlevi Tahir Efendi’nin Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’yle tartışmasında da görüldüğü gibi, bu takipte haklıydılar.

 T. Mevlevî -Efendi Hazretleri! Teâli-i İslâm Cemiyeti adına bir beyannâme neşr edilecekmiş öyle mi?
M. Sabri -Evet, hükümetçe görülen lüzuma binâen öyle bir şey yapıldı.
T. Mevlevî -Peki, ama cemiyetin haberi yok.
M. Sabri -Evet, nikâh-ı fuzûlî kabilinden bir şey oldu.
T. Mevlevî -Aman efendi hazretleri nikah-ı fuzûlîde iltihak rızası lazımdır. Bizse buna razı olamayacağız. Çünkü “Teâli-i İslâm” siyâsi değil, ilmî ve dinî bir cemiyettir. Biz hükümetin işine karışmayacağımız gibi hükümet de bize karıştırmasın.
Mustafa Sabri Efendi hiç beklemediği bu cevap karşısında: “Hükümet bir fetvâ neşr etmişti. Fakat onlarda mukabil bir fetvâ ısdar eylediler. Şimdi ilmi bir cemiyet tarafından yazılmış bir beyannâme ile halkın fikrini düzeltmek istiyoruz. Bunun için de en uygunu sizin Teâli-i İslâm Cemiyetidir.”
T. Mevlevî: Efendi Hazretleri! Teâli-i İslâm buyurduğunuz gibi ehliyetli bir cemiyet ise ilk önce azanın re’yi alınmak ve rızası sağlanmak lazım gelirdi. Yok... öyle değil de her teklife kavuk sallayacak bir güruh ise böyle dalkavuk alayının beyanatı da bir tesir husule getirmez[10]
Bildiri nedeniyle Tahirü’l Mevlevi ve Mustafa Sabri arasında geçen konuşmalar Ağustos 1920’de meydana gelmişti. Mustafa Sabri Efendi, cemiyet tarafından müzakerede görevlendirilen Tahirü’l Mevlevi’nin bütün ikazlarına rağmen söz konusu bildiriyi gazetede yayınladı.[11] Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin marifetiyle Teali-i İslam cemiyeti adına yazılarak bastırılmış bir beyanname, zorla ve bir oldu bittiyle Teali-i İslam cemiyeti idare heyetine imzalatılmaya çalışılmıştı. Ancak İskilipli Atıf Efendi’nin ve Tahirü’l Mevlevi’nin buna karşı koymaları, cevaz da vermemeleri üzerine mühürsüz ve imzasız olarak Yunan uçaklarınca Anadolu’ya atılacaktı.[12]
Mahkemenin Teali-i İslam Cemiyeti’yle ilgili sorusu üzerine Tahirü’l Mevlevi’nin,  "Evet, fakat dinî ve ilmî bir cemiyet diye girmiş, işin içine siyaset karıştırılmak istenilince oradan da istifa etmiş, hatta istifamı Mahfil mecmuası ile ilân etmiştim” dediğine ve İskilipli Atıf Efendi’nin bu bildiriyi “23 Teşrin-i evvel (Ekim 1920) tarihli ve 1034 sayılı Vakit Gazetesinde” tekzip etmesine,[13] bakılır ise olaydan sonra söz konusu bildiri nedeniyle her ikisi de cemiyetle ilişkisini kesmişti. Bunu da Ankara İstiklâl Mahkemesi Zabıtları’nda görürüz.[14]

c)     Ankara’da Sorgulanması

“Zeynelabidin adında bir kişinin İstiklal Mahkemesi’ne, “şapka yasasına karşı halkı ayaklandırmaktadır” ihbarında bulunması sonucu Atıf Hoca 7 Aralık 1925’de tutuklandı.” [15] Sinop İstiklal Mahkemesi tarafından berat etmesine rağmen o, Mahkeme üyesi Kılıç Ali ve Mahkeme reisi Kel Ali tarafından Ankara’ya apar topar getirtilip sorgulanmaya başlandı.
İskilipli Atıf Efendi’nin sorgusu 26 Ocak 1926’da başlamıştır. Sorgu 3000 adet basılan “Frenk Mukallitliği ve Şapka” kitabına dairdir. Bu kitapları nerelere, kimlere, kaç adet gönderdiği bir bir sorulmuş, 111’i sayfaya kadar 1390 adet kitap satışı veya gönderildiği çıkarılmış, iade edilenler sorulduğunda bunların 160-170 adet olduğunu, İşkodra’ya, Silstre’ye ve Şumnu’ya gönderildiklerini belirtmiş, 112. Sayfada 1610 kitaba ne olduğu sorulmuş, Atıf Efendi hükümetin 1600 adet aldığını ifade etmiş, evinin arandığında kitapları arasından 3 adet çıktığını belirtmiş, kendisinde bir adet bile kalmadığını zikretmiştir. 112. Sayfada birden bire laf Giresun’da bulunan iki kişiye getirilmiş, Atıf Efendi, Hasan Efendi’yi tanırım, ancak Muharrem Efendi’yi tanımam demiş, laf Tahir Efendi’ye gelmiş, 113. Sayfada Kılıç Ali sorguya katılmış, onun Teali-i İslam Cemiyeti’nde üye olduğunu söylemiş, sorgucu (bu herhalde Dr. Reşit Galip) lafı almış, kitap gönderdiğini kişiler kitapçı değil, öyleyse bu kitapları ne diye onlara gönderdin, bunun gizli bir amacı var, demiş.
Atıf Efendi,
- “Eğer Kürdistan’a göndermiş olsaydım buyurduğunuz doğru idi. Ancak ben Anadolu’nun göbeğine gönderdim. Karahisar’a gönderdim.
- İmkan bulsa idin oraya da gönderirdin.
- Gizli bir maksadım olsa idi, oralara da göndermek için çareler bulurdum.
- Buradaki isimler hep görünümü kurtarmak için yazdığın isimlerdir.
Kel Ali:
-        Zatı alileriniz gazetecilikle iştigal ediyorsunuz. Yazdığınız makalelerden hiç yayınlanmayanlar var mı?
-        Bazan olur.
Kel Ali:
-        Hilafet Meselesi münasebetiyle yazıp da neşretmediğiniz makale var mı?
-        Neşrolunmuştur. Bir forma bastırdım.
Kel Ali:
-        Hilafetin nesb ile mi, tayin ile mi olacağına dair olan makaleniz neşrolundu mu?
-        Evet, Beyanülhak’ta neşrolundu. Bundan bir forma da bastırdım. Fakat bunun için bir şey mi buyrulur efendim.”
Sorgucu, herhalde Dr. Reşit Galip lafa karışır:
-        Bir suç teşkil ettiği için sormuyorlar. Yalnız sizin düşüncenizi ve mefkurenizi anlamak için soruyorlar. Biz sizin işlerinize bakıyoruz, sen merak etme. Sen en karanlık günlerde Teal-i İslamcılık yap, Mustafa Sabri’nin yanında yer al da, sonra karşımızda şöyle böyle söyle. Sözleriniz hiçbir gerçeğe uygun değildir.
-        Bu hususta size belge gösterdim.
-        Ne belge?
-        Mustafa Sabri ile beyanname meselesini görüşse idim tekzip etmezdim.
-        Bilakis bu sizin kasdınızın devamı için bir tertip olur.
-        Niçin öyle olsun. Ben de onlarla beraber olur, beyannameyi tasdik için ısrar ederdim ve imza ederdim. Halbuki açıkça muhalefet etmişimdir. Resmi vesika gösteriyorum. Hakkımda olumlu kanaat sahibi olmak lazım gelir, gelmelidir. Tasdik etmeyelim diye en fazla ısrar eden adam oldum. Eğer Mustafa Sabri ile alakam olsa idi ısrar etmezdim.
-        Belge göster[16]
 Atıf Hoca:
- “Belgeyi arz ediyorum. Vakit Gazetesi’nin 1034. nüshasında tekzibnamem (tekzip – yalanlama) duruyor. Şimdi bu durup dururken, bendenize vesika (evrak) sormak bilmem nasıl olur?
- Sen bu tekzipnameyi (ancak) bir gizli maksat için yaparsın.
- Ne maksadı beyefendi?
- Çünkü gördünüz ki, bunlar Yunan tayyareleriyle (uçak) atıldı ve aksi tesir yaptı. Anadolu halkı Milli mücadeleye daha fazla destek vermiştir. Siz de bu kötü durumdan kurtulmak için bunu yaptınız.
- Eğer öyle olsa idi, onlarla beraber olurdum, cemiyete devam ederdim. Halbuki devam etmedim. Bu da bir delildir. Eğer bu düşünceniz akla gelebilirdi.
- Sus! Bizi çileden çıkarma! Hürriyet ve İtilaftan ve Mustafa Sabri’den destek alarak bu cemiyeti kurduğun buradan belli oluyor. Sen hala onlardan ayrıyım diyorsun. Biz budala olmalıyız ki, bu sözlere inanalım. Bol bol atıyorsun. Çıkarın.” [17] Ali Haydar Efendi’nin sorgusuna 31 Ocak’ta başlanmış, o gün bitirilmiştir. Çünkü mahkemenin 1 Şubat’ta başlaması gerekmektedir. Ali Haydar Efendi’nin sorgusu 178-180 arası üç sayfadır.[18]

O dönemlerde, yani İstiklal Mahkemelerinde sorgulamayı savcıların yanında hakimler, mahkeme başkanı, üyeler de yapabiliyordu. Sanık hücresinden, ya da koğuşundan alınır, odaya getirilir, sorgulanmaya başlanırdı. Sorgulayan kimsenin yanında muhakkak bir katip bulunur, o söylenen sözleri not alırdı. 26-31 Ocak arasında vuku bulan söz konusu soru ve cevaplar sorgulama safhasında tutulmuş notlardan alınan kısımlardır. Mevlevi Tahir Efendi İskilipli gibi aynı süreçten geçmiş, mahkemeye hapishaneden yedi defa götürülmüş, dördünde mahkeme edilmeden, birinde iddianameyi dinleyerek, birinde muhakeme edilerek, sonunda da hakkında beraat kararı verilerek.[19] Bu bilgilerden biz sorgulama safhasının 4 aşamada geçtiğini anlıyoruz.

d)    1. Mahkeme          

İskilipli Atıf Efendi, Ankara’da görülen mahkemesinin ilk savunmasında, risaleyi yani 32 sayfalık Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı kitabını kanunun çıkmandan önce yayınladığını, yazdıklarıyla ilgili görüşlerinden vazgeçmediğini, ancak kanuna karşı saygılı olduğunu, bu nedenle devlete karşı herhangi bir harekette bulunmadığını söyledi.[20]

-………
Atıf Hoca:
- “Beyefendi; bendeniz, zat-ı âlinize (size) resmî belge sundum ve Ferid Paşa hükümetine karşı kalemimle mücadele ettiğimi açıkça ispat ettim.
- Ne ile ispat ettin? Sıkılmıyor musun, bunu nasıl söylüyorsun? Biz senin söylediğin sözlere inandık mı? İnanmak mecburiyetinde miyiz?”
Atıf Hoca:
- “Vakit Gazetesinin 1034. nüshasında ki tekzibi kim yazdı?
- Ben de sana cevap verdim, bunu din perdesi altında kötülüklerinize daha fazla devam etmek için yaptınız.
- Beyefendi ben deli olmalıyım ki, kendi yaptığım işleri kendim yalanlayayım.
- Cemiyet namına rol yapıyorsunuz. Sana sorarım. Tüzüğünüzde vatan müdafaasına, mücadeleye dair ufak bir madde, bir fıkra göster.
- Beyefendi bu bir hayır cemiyetidir.
- Sus, sus; bir parça utan! Saçın, sakalın ağarmış, utanmak nedir zerre kadar bilmiyorsun.[21]

İskilipli Atıf Efendi’yi de anlatan Prof. Dr. Ergun Aybars’ın “İstiklal Mahkemeleri” adlı eserinden:

-“...İnkâr filan edeyim deme! Temyizsiz, istinafsız bir mahkeme karşısında bulunuyorsun. Ufak bir yalan söylersen okkanın altına gidersin.”
- …………..
-“Hocam ruhun karanlık.”
- …………..
- “Anlaşılıyor ki, İstiklal mahkemesi kanunlarına biraz daha şiddet lazım. Senin gibi muzır adamlara bir iki sual sorduktan sonra hemen hükmü vermeli.”
- …………..[22]

Savcı Necip Ali 3-10 yıl hapis istedi. Mahkeme zabıtlarında bunun için,  Şapka ve bu yüzden meydana gelen hâdiselerin failleri olmakla maznun bulunan eshastan (şahıslardan) Babaeski sabık müftüsü Ali Rıza Hoca’nın idamına, İskilipli Atıf, Süleyman, Fettah, Tahir, Mes’ut, saatçı Süleyman, Erzurumlular’dan Osman, Mehmed, Telgraf Müdürü Halid, Yusuf Kenan Hoca ve efendilerin de üçer seneden az olmamak üzere hapis ve küreğe konulmalarına, Hasan oğlu Samih, Aras Şirketi Müdürü Cafer ismail, Sabuncuzade Mustafa ve Zühtü ile Tahir-ül-Mevlevi hocaların nefyine, Tevhid-i Efkaf muharrirlerinden Ömer Rıza’nın hudut haricine tardına, Gostuvar'lı Hüseyin, berber Mustafa, Ispartalı Hüseyin ve kardeşi ile kitapçı Mihran ve İhsan Mahfi efendilerin de beraatlarına karar verilmesini talep ederimdenilmektedir.[23] Bu savcının isteğidir.
O günkü duruşmada mahkeme başkanı Kel Ali, (...) Frenk Mukallitliği ve Şapka adındaki kitabı yazdığı ve muhtelif bölgelere göndererek halkı isyana teşvik ettiğinden dolayı 7/12/1341 (M.1925) tevkif edilen Fatih Dersiamlarından Hoca Atıf (..) ve diğer arkadaşları haklarında yapılan muhakemeleri neticesinde: İskilipli Atıf ve Babaeski eski Müftüsü Ali Rıza Efendilerin salben (asılarak) idamlarına... karar verildi[24] dedi, ancak bu karara Savcı Necip Ali itiraz etti, sanıkların savunmalarını yapmadığını belirtti, karar bir sonraki mahkemeye bırakıldı.  2 Şubat 1926’dan önceki 1 Şubat’taki mahkemede Bolu’lu Nizamettin Saraç Bey de bulunmuş ve mahkemenin safahatını “Zannedersem 1926 veya 1927 seneleriydi” diye başlayarak bir bir anlatmıştır. Onun, “Mahkeme son müdafaaları dinlemek ve hükmünü vermek üzere ertesi güne tehir olundu[25] demesinden anlaşılacağı üzere mahkemenin  yapıldığı gün 1 Şubat’tır, yazıda belirtildiği gibi 2 Şubat 1926 değil.     
e) 2. Mahkeme
Tahiru’l-Mevlevi anlatıyor: “Yine bir uykusuz gece idi. Nasıl olduysa bir ara daldım ve şöyle bir rüya gördüm: Şeyh Ali Haydar Efendi ile ikimizin müşterek bir maaş cüzdanı varmış. Bu cüzdanla vezneyle müracaat etmiştim. Maaş alacakmışım. Veznedar, bir iki kâğıt para verdikten sonra:- “İstersen bir de altın vereyim” teklifinde bulundu. - “Aman lütfetmiş olursunuz, çoktandır rü’yetinden mahrumum. Gurbette hemşehri görmüş gibi olurum” dedim. Veznedar, kenarı kırık bir altın verdi. Bunu görünce: -“Aman bir lütuftur ettiniz bari tam olsun. Şunu değiştiriverin” ricasını ettim. Onu aldı, Mevlevi Külahı şeklinde altından mamul tam bir sikke verdi. Aldım ve uyandım. Namazdan sonra bu rüyayı Ali Haydar Efendiye anlattım. İyiye yordu: -“Altın’ın değişmesi, hakkındaki hükmün değişeceğine, maaş cüzdanının müşterek olması ikimizin beraatına işarettir” dedi.”[26]
Tahir Mevlevi rüyasını anlatırken mahkeme öncesinde “Atıf Efendi:- Ben de Kainatın Efendisi’ni gördüm. Bana “yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla uğraşıyorsun?” dedi.[27]                         
2 Şubat 1926’da sanık savunmalarından sonra verilen mahkeme kararı:

“Erzurum, Rize, Giresun isyan hadisleriyle alakadar ve iş bu hadiselerin tertip edilmesi ve yayılmasından sorumlu ve öteden beri hükümet tarafından yapılan yenilik ve inkılap hareketlerine karşı bir muhalefet hareketi oluşturmak ve şu anki hükümet aleyhine propagandada bulunmak suçuyla 3/12/1340 (m.1925) tarihinde taht-ı tevkife alınan”[28] "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı risalenin çıkan isyanların sebebi ve tahrik unsuru olduğu, basımı ve dağıtımı için çalışıldığı, yeniliğe ve cumhuriyete daimi bir düşman vaziyetindeki adı geçen şahsın son isyan olayı ile manen ve maddeten alakadar olduğu” gerekçesiyle "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilat-ı Esasiyye Kanunu'nu tamamen veya kısmen tağyir... ve ifa-yı vazifeden men'ine cebren teşebbüs edenler idam olunur" hükmüne dayanarak” 55. maddedenİskilipli Hoca Atıf ve Babaeski eski müftüsü Ali Rıza Efendi hakkında salben idam kararı alınmıştır.                                                

Kararın devamında;

Çeşitli bölgelerde meydana gelen isyan hadiseleriyle ilgili oldukları iddiasıyla Uşaklı saatçi Mustafa Asım, gazete muharirlerinden Ömer Rıza, Nuriosmaniye Camii İmamı Hafız Osman, Rize'den Gevelizade Yahya, yüzbaşılıktan emekli Hazer,oğlu Muhyiddin, Maarif Vekaleti mümeyyizlerinden İhsan, Dağıstanlı Seyyid Tahir, Aziz bin Mahmud, Balıkçı Mustafa ve biraderi Hüseyin, Kitapçı Aziz, Cihan Kütüphanesi sahibi Mihran, Şeyh Ali Haydar, Berber Mustafa, Saatçi Hafız Nafıiz, Gostuvarlı Hasan, Uşaktan saatçi emekli Teğmen Halid, Sürmeneli Hafız Ali, Tahiru'l Mevlevi, Erzurumlu Cafer Beyler'in haklarında iddia olunan fiillere karıştıklarına dair vicdani kanaat temin edecek kanuni deliller bulunamadığından beraatlerine ve başka bir sebeble tutuklu değillerse salıverilmelerine oy birliği ile karar verildi.

İşbu zabıt (onüç defterden) dörtyüz iki sahifeden ibarettir

8 / 2/ (1)926

(Ankara İstiklal Mahkemesi)

mühür imza”[29]

Bir gün önce Savcı Necip Ali tarafından hakkında 3-15 yıl ağır hapis cezası istenen İskilipli Atıf Hoca için mahkeme başkanı 2 Şubat 1926’da da idam kararı vermişti. Böylece bir kanunun geçmişe doğru işletilerek temel bir hukuk kuralı ihlal edildiği gibi, savcının talebinden derece olarak değil, mahiyet itibarıyla çok farklı bir ceza verilerek hukuk tamamen katledilmişti.[30]  
Fil-vaki Tahirül Mevlevi, Ali Haydar Efendi ve İskilipli Atıf Hoca’nın sohbetlerinden birkaç saat sonra iki rüya aynen tabir edildiği gibi oldu. Tahir-Mevlevi hakkında, savcı 3 yıl hapis talep etmişken, o yatacağı üç yılın hesabını yaparken, karar açıklandığında gördü ki beraat etmiş.[31] Ancak, nasıl olur da savcının sanık hakkında 3 yıl hapis istediği bir davadan idam kararı çıkabilirdi.[32] Atıf Efendi için verilmişti bu karar. O söz konusu haberi aldıktan sonra: - “Göreceksin Ali Haydar Efendi beni yarın asacaklar, çünkü haberi Allah Resulü verdi” dedi.[33] Günlerden 2 Şubat’tı.

f)       İdamla İlgili Gerekçeli Karar

3 Şubat 1926’da Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından İskilipli Mehmet Atıf Efendi hakkında açıklanan gerekçeli kararı okuyalım:

Bunlardan Hoca Atıf Efendinin Türkiye Cumhuriyeti’nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak ve halkı isyan ve irticaa teşvik etmek kastıyla İstanbul’da 1924 sonlarında Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı eseri yayınladığı ve muhtelif vasıtalarla memleketin muhtelif mahallelerine dağıttığı sıralarda İstanbul Polis Müdüriyeti tarafından Birinci Şube raporuyla 24/8/1341 (1925) tarihi ile Dahiliye Vekâleti’ne ihbar edildiği, adı geçen vekâletin 26/9/1341 (1925) ve 4717 numaralı emirleri ile mezkûr risalenin toplatılmasının ve dağıtılmasının yasaklanmasının İstanbul’a bildirildiği ve kitapların bir miktarına el konulduğu hâlde, emrin uygulanışı tarihinden bir müddet sonra adı geçen eserin isyânın çıktığı mıntıkalarda yapılan aramalarda elde edilmesi ve muhakemeleri yapılan maznûnlara yöneltilen suallerden eserin isyandan bir iki ay evvel bahsedilen muhitlere gelerek elden ele gezdirilmek sûretiyle gizliden gizliye okunduğu ve Şapka İksâsı Hakkındaki Kanunun kabul edilmesi üzerine muhtelif mahallerde şapka aleyhinde propaganda da bulunan kişilerin tevkifi esnasında yapılan aramalarda bahsedilen esere tesadüf edildiği ve yapılan tahkikatta adı geçen eserin masum halkın fikirlerini iğfal ve irticaa teşvik maksadıyla Anadolu’nun içlerine ve bilhassa doğu vilayetlerine ücretsiz olarak gönderildiği ve eserin basımı ve dağıtımı hükümetçe men edildiği halde basımı ve dağıtımı için gayretler gösterildiği çeşitli bölgelerdeki isyanın çıkışında amil ve en mühim tahrik vâsıtası olduğu ve Atıf Efendi; geçmiş hayatı itibarıyla de 31 Mart irticâ hadisesinde ve Mahmut Şevket Paşa merhumun katledilmesinde de alakadar bulunduğundan çeşitli suçlar ile cezaya çarptırıldığı ve Sinop’a sürüldüğü ve bundan başka Millî Mücâdelenin en buhranlı zamanında Anadolu içlerine doğru uzanmış olan işgal ordusuna mukavemet edilmemesi hususunda başkanlığını yaptığı Teâli-i İslâm Cemiyeti adına düzenlediği beyannâmeleri sonradan aldığı çeşitli inkâr tertiplerine rağmen Yunan tayyareleriyle istiklâli ve hayat hakkı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve yeniliğe ve Cumhuriyete dâimî bir düşman vaziyeti almış olan adı geçen kişinin son isyan hâdisesi ile maddeten ve mânen alâkadar bulunduğu bir çok delil ile anlaşıldığını ve ortaya çıktığı için hareketinin karşılığı olan Kanun-ı Cezâ-yı Umumînin 45. maddesinin “Her biri cürmün husûlü maksadıyla ef’âlimiz buradan beri ya bir kaçını icrâ eylerse eşhâs-ı mezkûreye hem fiil denilir ve cümlesi fâil-i müstakil gibi mücâzat olunur.” diyen muharrer fırkası dolayısıyla adı geçen kânunun 55. maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilatı Esasiye Kanunu’nu tamâmen veya kısmen tağyir.. veya ifâ-yı vazifeden men’ine cebren teşebbüs edenler idam olunur” diyen muharrer fıkrası mucibince[34] İskilipli Atıf Hoca ve Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi'nin asılarak idamlarına oy birliği ile hükmetti. Diğer sanıklardan Şeyh Süleyman, Hasankale Telgraf Müdürü Halid, Uşaklı Köseoğlu Ahmet, Ayıntabî Salih, Yusuf Kenan, Suud'ül Mevlevi on sene küreğe, Sabuncu Süleyman, Kamilpaşazade Muhlis on beş sene küreğe, Merakib Ali, Hoca Osman, Hacı Bey, Hoca Mehmed, Kara Sabri, Erzurumlu mütekaid Yüzbaşı İsmail Efendi'ler yedi sene, Fatih Türbedarı Hasan Efendi beş sene hapse mahkûm edildi. Hoca Tahir, Hoca Fettah Efendi'lerin üç sene Adana'ya sürülmesine, Seydişehirli Hasan Fehmi Efendi'nin üç sene Isparta'ya sürülmesine, Erzurumlu Samih, Muhsin, Sabuncuzade Mustafa, Zühtü Efendi'lerin üç sene İstanbul'a sürülmelerine hükmedildi. Ayrıca Cafer, Mustafa Asım, Tevhid-i Efkâr yazarlarından Ömer Rıza(Doğrul), Hafız Osman, Yahya Cafer'in oğlu Muhiddin, İhsan Mahvi, Seyyid Tahir, İstanbul İmam Hatip Kâtibi Aziz Mahmud, Kitapçı Mihran, Yağlıkçızade Mustafa ve Hüseyin, Şeyh Ali Haydar, Berber Mustafa, Saatçi Nafiz, Gostivarlı Hasan, Mülazım Halid, Sürmeneli Hafız Ali, Tahir'ül Mevlevi ve Erzurumlu Cafer Bey'lere de beraat verildi.”[35]

g)      İdamlar

Gerekçeli karar 3 Şubat 1926’da mahkeme tarafından saat 10’da verilmişti.[36]  O gün serbest bırakılan Mevleviül Tahir Efendi, bir otel odasına varıp yerleşmiş ve dinlenmeye başlamıştır. O gün boyu otelden dışarı çıkmamış, sabaha kadar otelde kalmıştı.[37]           
Kel Ali’ye göre İskilipli Atıf Efendi, idamı hak etmişti. Ancak mahkeme reisi olarak o, gerekçeli kararda belirtildiği gibi, işin içine ihanet ve düşmanla işbirliğini de sokuşturmuş, ancak bu gerekçeli kararda onun yayınlamış olduğu Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı eserin halkı isyana teşvik ve kanuna karşı gelmeye sevk ettiği uzun uzun anlatılmış, İskilipli Atıf Efendi kast edilerek, “Cumhuriyete dâimî bir düşman vaziyeti almış olan adı geçen kişinin son isyan hâdisesi ile maddeten ve mânen alâkadar bulunduğu bir çok delil ile anlaşıldığını ve ortaya çıktığı için hareketinin karşılığı olan Kanun-ı Cezâ-yı Umumînin 45. Maddesi”ine göre idamına hükmedilmiştir. Yani hem Mahkeme kararında, hem de gerekçeli kararda zikredilen ifadelerde görüldüğü gibi, İskilipli Atıf Efendi, düşmanla işbirliği yapmakla değil, Sinop İstiklal Mahkemesi’nde berat ettiği halde, şapka kanununa muhalefet, hatta bu nedenle halkı isyana teşvik etmekle suçlanarak, idamına hükmedilmiştir.
İskilipli Atıf Efendi bildiri nedeniyle idam edilmiş olsaydı 3 Şubat’ta, saat 10’da serbest bırakılan Mevlevi Tahir Efendi’nin de idam edilmesi gerekti. Ancak gerekçeli kararda idamın asıl sebebi şapkaya muhalefet olmasına rağmen, kararın baş kısımlarına mahkemede sorulan sorular, tatmin edici cevaplar alındığı halde konulmuş, vatan hainliği gibi, yani öyle bir ima verilmeye çalışılmış, tabi ki verilen cevaplar onun suçsuzluğunu ispatladığı için, idam kararı şapkaya ve kılık kıyafet kanununa muhalefet gereğiyle, bu kanun çıkmadan önce onun yazmış olduğu eser, eserin dağıtımı ve söz konusu eserin toplumda isyana yol açması neden gösterilerek verilmiştir. İskilipli Atıf Efendi’nin şapka nedeniyle değil, düşmanla işbirliği yapmak ve o sebeple bildiriye imza atmakla idam edildiğine dikkat çekenlere, mahkemenin kararını ve gerekçeli kararı, hatta 4 Şubat 1926’da yayınlanan ve "İrtica kitapları müellifi olup, İstiklal Mahkemesi tarafından idama mahkum edilen İskilipli Atıf Hoca hakkındaki idam hükmü bu sabah infaz edildi"[38] denilen gazete haberlerini iyi okumalarını salık veririm.
Düşünülmeden, iyi hesap edilmeden, mahkeme safhasındaki sorular toplanmış, özetlenmiş ve söz konusu gerekçeli karara mahkemenin kararı da ufak hafif değişiklikle eklenerek, gerekçeli karar alelacele verilmiş, bu da mesai başladıktan itibaren bir saat gibi kısa süre içinde yapılmış ve okunmuştur.[39] İskilipli Atıf Efendi cemiyetin başkanı, Tahirü’l Mevlevi ise onun yardımcısıydı. Aynı suçtan diğeri berat etmişti. Bu da gösteriyor ki, İskilipli Atıf Efendi’nin idamının gerekçesi bildiriden değil, Sinop İstiklal Mahkemesi’nde yargılanarak berat ettiği, Frenk Mukallitliği adlı kitaptan ve bu kitabın toplumu isyana sevk etmesinden kaynaklanmaktadır.
İskilipli Atıf Efendi ve Ali Rıza Efendi 3 Şubat Çarşamba günü, gerekçeli kararın okunmasından, yani saat 10’dan sonra alelacele, bekletilmeden idam edilmişler (bu iş gerekçeli karar hazırlanmadan ve okunmadan da yapılmış olabilir), serbest bırakılanlar ise salıverilmişlerdir. Çünkü 4 Şubat 1926’da çıkan gazeteler bu idam haberini vermiş, ayrıca söz konusu haberle birlikte Babaeski müftüsü Ali Rıza Efendi’nin de idamını haber olarak vermişlerdir. O dönemlerde gazete basımı günümüzdeki gibi bir iki saat içinde değildi, harfler matbaada birer birer dizilir, gazete de gün doğmadan piyasaya sürülmeye başlanırdı. 3 Şubat’ın haberi ancak 4 Şubat’ta verilebilirdi. Gerçi gazetede bu sabah idam edildi denmektedir ama, söz konusu sabah dün de olabileceği gibi, gazeteye de öyle haber yapılması söylenmiş veyahut haber o gün yapıldığından, çıkacağı gün itibariyle değil, haberin yapıldığı gün itibariyle çıkmış olabilir. Haberi veren gazete Hakimiyeti Milliye hükümetin ve devletin gazetesidir. 
Mevlevül Tahir Efendi, 4 Şubat 1926’da sabah namazından sonra meclis binası önüne gelince meydanda sallanan iki ceset görür.[40] Ali Rıza Efendi’nin idamı da 3 Şubat 1926’daydı.[41] Ulucanlar Cezaevi kayıtlarında her iki idamın yapıldığı gün 3 Şubat 1926 olarak var.[42] Her iki cesedin Ulucanlar’daki idamdan sonra 4 Şubat günü sabahtan itibaren Meclis önünde saldırılma ihtimali var. Çünkü Tahir Efendi, İskilipli Atıf Efendi’nin de darağacına asılı haldeki cesedini sabah Ulus’taki Meclis binasının önünde gördüğünü söylüyor, koskoca adam yalan söyleyecek değil ya. 4 Şubat gazete haberinde, bu sabah dense de, idam 3 Şubat’ta gerçekleşmiş, Tahir Efendi de bunu gazetenin çıktığı gün görmüştür.

h)     Ali Haydar Efendi Meselesi

İstanbul’dan Ankara’ya getirilen Ahıskalı Ali Haydar Efendi’nin sorgulaması 31 Ocak 1926’da yapılmıştı.[43] Onun bu sorgulaması kanaatimize göre mahkemenin İskilipli Atıf Efendi’ye dair son sorgulamasıdır. Mahkemenin ilk duruşması 1 Şubat 1926’daydı. İkinci duruşma 2 Şubat’ta yapılmış, o gün idam kararı verilmişti.[44] Birinci Mahkemenin görüldüğü gün Ali Haydar Efendi’yle aralarında münakaşa da kayda alınmıştır. O kayıtlar “Ancak ne hikmetse(!) bir sonraki celsenin kayıtları meclis arşivinden yırtılarak yok edilmiştir. Atıf Hoca, Ali Haydar Efendi'ye ne demiştir, cevap ne gelmiştir; şu an bilinmiyor ya da belgelenemiyor[45] deniyor ki, bir sonraki celse 2 Şubat 1926’daki celsedir. Mahkeme tutanakları günümüzde bile gizleniyor. Ancak İskilipli Atıf Efendi hakkında Şeyh Ali Haydar Efendi, serbest bırakıldıktan sonra onun aleyhinde herhangi bir söz sarf etmemiş, İskilipli Atıf Efendi’nin çok yakın arkadaşı Tahirü’l Mevlevi’yle münasebetini uzun süre devam ettirmiştir. Atıf Efendi’nin tartıştığı kişi kanaatimce bir başkasıdır. Bu kişi onu ihbarda bulunan ve 1. Mahkemede şahit olarak dinlenen Zeynelabidin adlı kişi olabilir. Ancak kayıtlar yok edilmiştir. Bu kişi İstiklal Mahkemesince tutuklanan, ancak vermiş olduğu ifadesinden sonra serbest bırakılan birisi olabilir. İstiklal Mahkemesi tarafından tutuklanan, ancak mahkeme safhası dışında tutulan bir kişi vardır. Ona Zeynelabidin de denmektedir. Bu kişi şeyhtir. Şeyhliği nedeniyle Şeyh Ali Haydar Efendi’yle karıştırılmaktadır. Söz konusu kişinin Said-i Kürdi’yle arası çok iyidir. Said-i Kürdi, Cemiyeti Müderrisin yönetim kurulunda üyeydi. Onun, söz konusu cemiyetin işgal kuvvetlerini destekleyici ve Milli mücadeleciler aleyhine hazırlanan ve gazetede yayınlanan bildiriyle bağlantısı da vardı. Bu nedenle İskilipli Atıf Efendi tarafından cemiyetten uzaklaştırıldığı gibi, Cemiyeti Müderrisin’in yerine kurulan Teali-i İslam Cemiyeti’nde yönetim kuruluna alınmamıştı. O nedenle Atıf Efendi’ye kin beslemesi ihtimali var. Said-i Kürdi’nin arkadaşı ve sırdaşı Zeynelabidin, kılık kıyafet ve şapka kanuna muhalefet etmek nedeniyle değil, dini siyasete alet etmek nedeniyle gözaltına alınınca bildiklerini, bu kişi hatta işi bir az fazla abartarak açıklamıştır. Zaten bütün tutuklamalar da onun gözaltına alınmasından sonra başlıyor. O tutuklamalardan biri Alaşehir’de, diğeri Kayseri’de gerçekleşmiş,[46] Nuriosmaniye Camii İmamı Hafız Osman, Ömer Rıza Doğrul, İskilipli Atıf Efendi, Tahirü’l Mevlevi ve Şeyh Ali Haydar Efendi de tutuklanmıştır.
Ali Haydar Efendi'nin de aynı davadan yargılanırken verdiği ifadeler ve ilerleyen süreçtir. Mahkeme başkanı Zalim Kel Ali'nin karşısında şapka davasından yargılanırken şapka-sarık konusuna girmek şöyle dursun Atıf Hoca'nın ilmen düşük olduğunu ve tarikat karşıtı bir adam olduğunu beyan eden Ali Haydar Efendi şaşırtıcı bir uslüpla mahkemeye ifade vermektedir. Fakih Atıf Hoca'yı düşük bir insan gibi lanse eden Ali Haydar Efendi ile Atıf Hoca bir sonraki celsede yüzleşeceklerdir ve yüzleşirler. Ancak ne hikmetse(!) bir sonraki celsenin kayıtları meclis arşivinden yırtılarak yok edilmiştir. Atıf Hoca, Ali Haydar Efendi'ye ne demiştir cevap ne gelmiştir şu an bilinmiyor ya da belgelenemiyor.”[47]
Ali Haydar Efendi hakkında yazılan yazıda, Mahkemenin “zabıt sahifeleri 18’den 190’a kadar yırtılmış. Bu sahifelere neler kaydedilmişti. O heyeti şahane! Ali Haydar Efendi’ye neler sormuştu, o zatı mübarek nasıl cevaplamıştı ve bu cevaplar kimleri rahatsız etmişti bu bugün için meçhul.[48]
Gördüğümüz gibi, Ali Haydar Efendi’yle mahkeme heyeti arasında geçen konuşma ve tartışmalar, İskilipli Atıf Efendi’ye mal edilmekte, bir soru işareti bırakılmaktadır. O kısımlar Zeynelabidin denen kişiyle de ilgili olabilir. Koparılıp yok edilen 181-189 sayfalardır, 190. Sayfadan devam dilmektedir.[49] “Bu bölümde muhtemelen İskilipli Atıf Efendi’yle Ali Haydar Efendi arasındaki yüzleştirilmesi vardır” denilmektedir. Yani notu düşen Ahmet Nedim bundan pek emin değildir.

[2] Süleyman Kocabaş, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 2 (Atatürk ve İnkılaplar Dönemi 1923-1938), Vatan Yayınları/38, İstanbul 2006, s. 289-290
[3] Rahmi Turan, İskilipli Atıf Hoca Olayı, Hürriyet Gazetesi, Yazarlar, 5 aralık 2011, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19392250.asp
[4] Mehmet Yiğittürk, İskilipli Atıf Hoca’nın İşte sicili, Odatv.com, http://www.odatv.com/n.php?n=iskilipli-atif-hocanin-iste-sicili-0612111200 Bildirinin tamamına bakınız: Teali İslam Cemiyeti, Donanım Haber, http://forum.donanimhaber.com/m_37654514/tm.htm
[5] Bildirinin tamamına bakınız: Teali İslam Cemiyeti, Donanım Haber, http://forum.donanimhaber.com/m_37654514/tm.htm
[6] Kemal Gurulkan, İslâm'ın Siyasallaşma Sürecinde Cemiyet-i Müderrisin'den Teâli-i İslâm'a, Köprü, Üç Aylık Dergi, Güz 2000, 72. Sayı, http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=530; Kemal Gurulkan, Teâli-i İslâm Cemiyeti (Cemiyet-i Müderrisin ), İstanbul Ünv. Sosyal Bilimler Enst. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1996

[7] Doç. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin Millî Mücadele ve Atatürk İnkılâpları Karşıtı Tutum ve Davranışları,,Atattürk Kültür, Dil ve tArih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt:XIII,  sayı 39, Ankara 1997; http://atam.gov.tr/seyhulislam-mustafa-sabrinin-milli-mucadele-ve-ataturk-inkilaplari-karsiti-tutum-ve-davranislari/
[8] İbrahim Agah Sağır, Ermenekli Mustafa Safvet Efendi'nin Beyânu'l-Hak Dergisi,http://insanvefikir.blogcu.com/ermenekli-mustafa-safvet-efendi-nin-beyanu-l-hak-dergisi/11708589/
[9] Mehmet Bayrak, Said-i Kürdi (Nursi) ve kÜrt Sorunu, Güncel Yorum; http://guncelyorum-canadil.blogspot.com/p/said-i-kurdinursi-ve-kurt-sorunu.html
[10] Kemal Gurulkan, a.g.y.
[11] Kemal Gurulkan, a.g.y.
[12] Salih Okur, İskilipli Atıf Hoca (1876-1926), “Aklınıza Takilan Ne Varsa” Cevaplar, Cevaplar.org, 01 Kasım 2003 21:45:30; http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=1582&ctgr_id=98
[13] Ali İlbeyi, İskilipli Âtıf Hocaya Dil Uzatan Kemalist İlahiyatçı, Haber Vaktim, habervaktim.com, 15 Mayıs 2012,  ilbeyali@hotmail.com http://www.habervaktim.com/yazar/50581/iskilipli-atif-hocaya-dil-uzatan-kemalist-ilahiyatci.html; 1032 sayılı Vakit Gazetesi de denilmektedir. Kemal Gurulkan, a.g.y.
[14] Kemal Gurulkan, a.g.y.
[15] Aziz Üstel, İskilipli Atıf Hoca, İskilip’in Sesi, Cumartesi, 03 Aralık 2011 http://www.iskilipinsesi.com/guncel/star-yazarinin-iskilipli-atif-hoca-yazisi.html
[16] İskilipli Atıf Hoca’nın Mahkeme Tutanağı, Tevhid-i Haber, 24 Kasım 2011, Saat: 17: 01; Ahmet Nedim, İstiklal Mahkemeleri Zabıtları 1926, http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php?id=81331
[17] Ali İhsan Er-Salih Okur, İskilipli Atıf Hoca (1876-1926), http://www.davetci.com/d_biyografi/biyografi_iatifhoca.htm; [17] İskilipli Atıf Hoca’nın Mahkeme Tutanağı, Tevhid-i Haber, 24 Kasım 2011, Saat: 17: 01,
[18] İskilipli Atıf Hoca’nın Mahkeme Tutanağı, Tevhid-i Haber, 24 Kasım 2011, Saat: 17: 01; Ahmet Nedim, İstiklal Mahkemeleri Zabıtları 1926, http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php?id=81331
[19] Nurgül Dere, Tahirül Mevlevi, (1877-1951), 2010-10-08, 04:42:02; www.cevaplar.org/index.php?content_view=4103&ctgr_id=98
[20] İskilipli Atıf Hoca - Vikipedi
[21] Ali İhsan Er-Salih Okur, a.g.y.
[22] Salih Okur, a.g.y.
[23] Bekir Yalçınkaya, İskilipli Atıf Hoca Frenk Mukallitliği ve Şapka (İskilipli Atıf Hoca’nın Rüyası), Edebiyat Deftari, Kültür ve Sanat Platformu, http://www.edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=91962
[24] Atıf Hoca’yı Astıktan Sonra Şapka Giydirdiler, Analiz Merkezi, 6 Aralık 2011 Salı 10:02, http://www.analizmerkezi.com/haber/atif-hoca8217yi-astiktan-sonra-sapka-giydirdiler-26512.html
[25] Salih Okur, a.g.y.
[26] Ahmet Açıkgöz, İstiklal Mahkemesi Önünde Bir Ulu Hoca: Ali Haydar Efendi, Tarih, Tahavi (Eh-li Sünnet Vel Cemaat), http://www.tahavi.com/tarih/031.html
[27] Ahmet Açıkgöz, a.g.m.
[28] Ahmet Açıkgöz, a.g.m.
[29] İskilipli Atıf Hoca’nın Mahkeme Tutanağı, a.g.y., Bkz. Ahmet Nedim, Ankara İstiklal Mahkemeleri Zabıtları 1926, 1. Celse, 1V. Karar
[30] Muharrem Coşkun’un yazı dizisi, Atıf hocayı Astıktan Sonra Şapka Giydirdiler, haber5, Güncel, 6 Aralık 2011, Salı - 13:00,, http://www.haber5.com/guncel/once-astilar-sonra-sapka-giydirdiler
[31] Ahmet Açıkgöz, a.g.m.
[32] Ahmet Açıkgöz, a.g.m.
[33] Ahmet Açıkgöz, a.g.m.
[34] Kemal Gurulkan, a.g.y.
[35] Emre Gül, Medreseden darağacına uzanan bir ömür: İskilipli Atıf Hoca, Dünya Bülteni-Tarih Servisi, Tarihten Olaylar, Güncelleme: 15:51, 04 Şubat 2013 Pazartesi, http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=195805
[36] Emre Gül., a.g.h.,
[37] NurNet.Org, İskilipli Atıf Hoca Kimdir? Yazılar / 04 Şubat 2013 Saat 01:00 / http://www.nurnet.org/iskilipli-atif-hoca-kimdir/
[38] WowTURKEY.com, İskilipli Atıf Hoca (d. 1875 / 1876 İskilip- ö. 4 Şubat, 1926 Ankara), 4 Şubat 2009, 16:44 http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=80958
[39] Bekir Yalçınkaya, a.g.y.
[40] Emre Gül, a.g.h.
[41] Arif Çevikel, Kılıç Ali’nin oğlu babasının cinayetlerini itiraf etti, Vakit gazetesi, 3 Mart 2003, PDF dosyası, http://www.hicretonline.com/Yazilar/Kilic%20Alinin%20oglu%20babasinin%20cinayetlerini%20itiraf%20etti.htm
[42] Gönül İlhan, Siyaset Mucizesi: Ulucanlar Cezaevi, Ankara-BİA Haber Merkezi, Bianet Cumartesi, 7 Mart 2013, Haberler, http://www.bianet.org/bianet/biamag/132401-siyaset-muzesi-ulucanlar-cezaevi
[43] Ahmet Açıkgöz, a.g.y,
[44] Son Dakika, Tarihimizde Bir Hukuk Karartması: İskilipli Atıf Hoca’nın İdamı, 3 Şubat 2010, Katagori: Tarih, Milliyet Blog, http://blog.milliyet.com.tr/tarihimizden-bir-hukuk-karartmasi--iskilipli-atif-hoca-nin-idami/Blog/?BlogNo=227381
[45]  İskilipli Atıf Hoca’nın Mahkeme Tutanağı, a.g.y.
[46] Kerim Demir, İstiklal Mahkemeleri ne gibi suçlara bakıyordu sorusuna"Devlet Arşivlerinden" bazı örnekler, www.kerimdemir.tr.gg, İçerik; http://kerimdemir.tr.gg/%26%23304%3Bstiklal-Mahkemesinin-bakt%26%23305%3B%26%23287%3B%26%23305%3B-su%E7lar.htm
[47] İskilipli Atıf Hoca’nın Mahkeme Tutanağı, a.g.y. Ahmet Nedim, Ankara İstiklal Mahkemeleri Zabıtları 1926, Belgeler: TBMM Arşivi, http://www.habereditor.com/news_detail.php?id=81331&uniq_id=1363216973
[48] Ahmet Açıkgöz, a.g.m.
[49]  İskilipli Atıf Hoca’nın Mahkeme Tutanağı, a.g.y.